Çocukluğumuzun tadı bir başkaydı O zamanlarda pek fazla oyuncak bulunmadığından, elimizdeki materyallerle kendimiz oyuncak yapıyoruz.
Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir günümüzde kimine göre iyi gelir getiren kariyer, büyük bir ev,
Her kadın anne olmak için doğmuştur. Bunun aksini söyleyen, yalnızca bu gerçeği inkar etmeye çalışan birkaç deliden ibarettir.
Ahir zamandayız ve ahir zaman şartlarında, hepimizin sıklıkla dile getirdiği bir endişesi vardır.
| AYRILIK YAKLAŞIRKEN |
|
| GONCA ER tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 10 Mayıs 2010 08:35 |
|
Her kadın anne olmak için doğmuştur. Bunun aksini söyleyen, yalnızca bu gerçeği inkar etmeye çalışan birkaç deliden ibarettir. Çünkü kadın, öyle bir içgüdüyle donatılmıştır ve sistem o kadar iyi işliyordur ki, bebeğinin olacağını öğrendiği ilk andan itibaren düğmeye basılır. Hamilelik hazırlık safhasıdır. Her kadında farklı bir gelişim görülür. Heyecanla karışık korku gelişir, bebekle birlikte. İçinde büyüyen bir canlının olması muhteşem bir olaydır. Ancak bu güne kadar bağımsız bir birey olarak, erkekle aynı kulvarda olmuş, onunla aynı koşullarda mücadele etmiş olan kadın hep yaşantısında fedakarlık yapmıştır. Eşinden evinden bile ayrı düşmüştür işi için. Ama bu durum farklıdır. Yepyeni bir canlı gelecektir dünyaya. Onun sorumluluğunu alabilmek, ülkeyi kurtarmaktan daha zor gelir.
Hastanede bebeğini gördüğün ilk an!!!!!! Yok böyle bir şey! Hayat durmuş sanki, dünya birden o mucizevi dünyalar güzelinin etrafında dönmeye başlar…. Tüm algıların dışa kapandığını ve sadece bebeğinin olduğunu çok zaman sonra anlayabilirsin. Sanki ilk aşk!!! Başka hiçbir şeyin önemi kalmamıştır. Yeni bir hayat, yeni bir sayfa, cennetten bir bahçede huzurlu bir yaşama başlamışsındır. Bu andan önce yaşamıyormuşum dediğini fark edersin bir anda. Ne ameliyattan yeni çıkmış olmanın verdiği acı-ıstırap kalmıştır ne de daha önceki kaygıların…. Hepsi bir anda uçuvermiştir. O muhteşem şey ağlayarak sana bakar bir an için seni seçtiğini görebilirsin. İlk buluşma ve aranızda kurulan ilk iletişim. Daha önce sana fiziksel olan bağı, artık görünmese de daha güçlü bir şekilde kurulmuştur işte. Hiçbir kaygı, hiçbir soru ya da sorun yoktur kafanda. Sanki yıllardır bunun için bekliyormuşsun. Sanki daha önce bunun eğitimini görmüşsün gibi, iç güdüsel bir biçimde hareket edersin ve bebeğinin ihtiyaçlarını ilk dakikadan itibaren anlayabilirsin. Garip bir dil gelişmiştir aranızda. Acıktığını, sıkıldığını, ağrısı sızısı olduğunu hemencecik anlarsın. Belki de sezersin. Hastaneden çıkıp eve geldiğinde sanki o ev artık dolmuştur. Eksiği tamamlanmıştır. Meğer ne kadar boş yaşamışsınız bu kadar zaman?!!! Önceden ilgisizce dinlediğin bazı olaylar, özellikle de çocuklarla ilgili olanlar artık dikkatini çeker. Çoğu zaman da dayanamadan ağlarsın bunlara. Zaman öyle hızla akar ki, anlayamazsın ne zaman akşam oldu ne zaman sabah… Halbuki zamanın hiç geçmemesini dilersin içinde. Zaman dursun ve bebeğimle bütünleşeyim dersin… Yakarırsın ALLAHA…. Ne olur zamanı durdur Allahım! Bebeğimi bırakıp işe gideceğim gün gelmesin. Bir mucize beklersin. Bir şeyler değişsin, biri desin ki gitme işe, bebeğini bırakma! Onun sana ihtiyacı var çünkü. Sensiz ne yapar, nasıl alışır yokluğuna. Bir dakika bile bırakmaya kıyamazken, bütün gün boyunca bir başkasına emanet edebilme cesaretini nasıl göstereceksin? Sen ne ilk olacaksın ne de son! Çoğu insan bunu yapıyor zaten bu yüzden sen de alışacaksın, diye seni avutmaya çalışırlar. Ama kulakların duymaz. Çünkü bebeğinden önce aslında gerçekten bir şeyleri başaramamışsındır. Hiçbir başarı ya da başarısızlığın önemi kalmamıştır artık. Aslında bunun için yaratıldığını hissetmişsindir. Bebeğinin her hareketini izleyip bir mucizeye tanık olmayı bir başkasına bırakmak acımasızlık gibi gelir. Neden ben bebeğimin ilk kelimesini başkasına söylemesine katlanayım, ya da ilk adımını atarken yanında olamamak… Ağladığında senin gibi sarılabiliyorlar mı ona? Sıkıntısını, isteklerini, üzüntüsünü sevincini nasıl ifade ettiğini nereden bilecekler? Bir şeyleri zorla öğretmeye mi çalışacaklar? Bağıracaklar mı sıkılınca. Evet en önemlisi nazlandığında onu azarlayacaklar mı? Ya da senin sevginin üstüne çıkmaya mı çalışacaklar? Sanki hiç dönmeyecekmiş gibi kaygılar bunlar belki. Ama bir annenin bebeğinden ilk ayrılışı kadar kötü bir an var mıdır dünya da? Bebeğin gelmeden önce belki dünyadaki en korktuğun şey sorulsa çeşitli şeyler söylerdin. Ama şimdi bebeğimden 8-9 saat ayrı kalmak. Hele ki bunun ilk gününü yaşamak. Dünyanın en büyük işkencesi. Hiçbir fiziksel işkence bu kadar acıtmaz insanı… Belki sonra alışır insan… Hep öyle diyorlar. Ama kime sorarsanız sorun bütün anneler pişmandır bebeklerini bırakıp çalıştıkları için. Keşke derler. Zorunda olmasaydım…Ben de diyorum…KEŞKE ZORUNDA OLMASAYDIM…. |
| Son Güncelleme: Pazartesi, 17 Mayıs 2010 09:49 |
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.